Türk Futbolunun Kabusu: Sportif Başarısızlık

Ülkemizin futbolu gün geçtikçe daha geriye doğru gitmeye başladı. Zirve kulüplerimizin özellikle maddi anlamda yaşadığı zorluklar sportif başarısızlığı da beraberinde getiriyor. Sorun aslında sadece saha içinde biten durumlardan kaynaklanmıyor. Özellikle yönetimsel bazda yapılan hatalar artık kulüplerimizi uçurumun kenarına kadar getirdi. Bu yazımızda Türk Futbolundaki bizim gördüğümüz sorunları, sizlerle dertleşiyormuş gibi paylaşmak istedik. Sizlerde eksik gördüğünüz veya yanlış bulduğunuz kısımları bizimle yorumlarda paylaşabilirsiniz.

UEFA Ülkeler Sıralaması

Konuya ilk başta sorunun merkezinden başlayalım. Tüm bu tartışmaların odak çözüm noktası UEFA’nın Ülkeler Sıralaması. Avrupa’da hangi ülkenin Şampiyonlar Ligi’ne ve Avrupa Ligi’ne kaçar takım göndereceği, o ülkenin ve takımlarının son 5 yıldaki Avrupa’daki başarılarından yola çıkarak hesaplanıyor. Sıralamada yukarı çıkmak sadece turnuvalara katılacak takım sayınızı arttırmıyor, aynı zamanda ülkenizin takımlarının ön elemede oynayacağı maç sayısını da azaltıyor.

Ülkemiz 20/21 sezonu için 11.sırada yer alıyor. Futbolla yakından ilgili pek çok insan özellikle bu sezon Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi ve Galatasaray’ın Avrupa Ligi’ndeki maçlarından önce bu katsayı haberlerini sık sık okumuştur. Bunun sebebi son yıllarda Avrupa’daki başarısızlığımızın ardından Ukrayna’yla aramızdaki farkın iyice kapanması. Bu durum yaz dönemi sık sık duyduğumuz gibi Lig Şampiyonumuzun bile Şampiyonlar Ligi’ne ön elemeyle gitmesine sebep olacak kadar vahim. Takımlarımız bu kadar ekonomik krizle uğraşırken yılda en az 15 milyon €’dan başlayan gelir kaybına uğramak neler doğurur yorumu size bırakıyoruz.

Neden Başarılı Olamıyoruz? Sorunlar Neler?

Ülkemizin futbol anlamında en başarılı olduğu yıllar 1999-2003 arası dönem. Galatasaray’ın kazandığı UEFA Kupası ve Süper Kupa’nın ardından, 2002 Dünya Kupası’nda elde ettiğimiz 3.’lük bizim zirve yıllarımız. Fakat aradan 20 yıl geçmesine rağmen ülke olarak neden yeni başarıları yakalayamıyoruz? Rengi, şehri, arması fark etmeksizin ülkemiz adına neden yeni kupalar getiremiyoruz? Gelin bizim gözlemlediğimiz belli başlı konuları inceleyelim, sizlerde fikirlerinizi bizimle yorumlarda paylaşın. Bakarsınız bu paslaşmayı birileri görür.

1- YÖNETİM HATALARI

Bu ülkedeki futbolseverlere en çok hangi konudan şikayetçisiniz deseler muhtemelen ilk sıraya hakemleri, ikinci sıraya ise geçmişte kulübü kötü yönetmiş bir başkanı seçerler. Ülkemizde başkanlık sistemine verilen avantajlar ciddi anlamda “isimlerin” kulüplerin önüne geçmesine sebep oldu. O koltuğa kendi rantı, kendi ismi için geçen sözde büyük insanlar kendi başarısızlıkları yüzünden 100 yıllık çınarları inanılmaz borçların altına soktu. İşin en kötü yanıysa bu borcu yapanlara idari yönden ceza kesen bir futbol yasasına sahip olmamamız. Başkanlığı devrettikten sonra nasıl olsa işim bitti diyebilen pek çok başkan, görevde olduğu müddetçe kulübü ne yazık ki kendi oyuncağı haline getiriyor. Kulüplerin kendisinden büyük olduğunu unutuyor.

Yönetimsel hataların başında pek tabi çoğunlukla transfer dönemlerinin sancıları geliyor. Ülkemizde Kemal Sunal’ın filmlerinde olduğu gibi pek çok başkan göreve gelirken bol keseden “bunu yapacağım, şunu getireceğim” diyerekten sallayıp milyonlarca taraftara sahip kulüpleri beklentiye sokuyor. Bu yüzden kulübü belli bir plan ve programla yönetmek yerine genellikle; ego tatmini yaşayan, yaramazlık yapmayı seven küçük adamları başkanlık yaparken görüyoruz ülkemizde. Bu sistemde yukarıda belirttiğimiz gibi nasıl olsa görevim bitince gideceğim düşüncesi belli ki ağır basıyor. Kulübün başarısını sahiplenmeyen “dönemsel” başkanlarda sık sık “biz bunu yaptık, biz şunu yaptık” diyor. Üzülerek söylüyorum. O ağızdan düşürmedikleri “BİZ” kelimesi kendi yönetimlerini değil; bu 100 yıllık çınarları, bu vefalı taraftarları temsil ettiği zaman, işte başarı o zaman kalıcı olacak. Yönetimsel konulara sonradan yine döneceğiz.

2- Altyapıya Bir Türlü Verilemeyen Destek

Türk Futbolunu temsil eden futbolcuların, başkanların, yöneticilerin, gazetecilerin uzun zamandır ağızlarından tek bir cümle duyuyoruz: “Altyapıya gereken yatırım yapılmıyor”. Sorunu güzel çözümlemişiz bunu sanırım hepimiz artık güzelce anladık. Anladık da sorunun çözümü sadece söylemekle bitmiyor ki. Ben bunu dedim bak bilinçliyim deyip kenara çekilmekle 20 yıldır hani kim ne kazanmış bu ülkede? O överek bahsettiğimiz ülkeler her geçen gün neden biraz daha açıyor makası bizim ülkemizle? Sorumluluk almak gerek, sorumluluğu sadece lafta almamak gerek. Bugün pek çok Avrupa kulübünde her yıl en az 2 oyuncu as takıma bir şekilde monte ediliyor. Sancılı olmuyor mu o süreç? Oluyor tabii ki. Ama as takımda forma giydiği ilk günden beri harika bir futbol sergileyen futbolcu sayısı zaten Dünyada bir elin parmakları kadardır. Açın Greenwood’un, Haaland’ın, Mbappe’nin as takımda çıktığı ilk maçlarını izleyin. Ama o ülkelerde oyuncuya sabır var. Kulübe de güven var.

Genç Oyuncunun Taraftar-Yönetim Korkusu

Ne yazık ki bu konuda futbolun yönetici kesimi nasıl sorumluluk almıyorsa, futbolun taraftar kesimi de alması gereken sorumluluğunu yanlış kullanıyor. Yeşil, mor, turuncu rengi hiç önemli değil; bugün ülkemizdeki hemen her kulübün taraftarı oyuncuyu çizip atmakta sanırım Avrupa’da ön sıralardadır. 2 maç kötü oynayan çocuğa bundan adam olmaz, bu bizim seviyemizde değil deyip yuhlayanda bizim futbolseverimiz, oyuncu bileğinin hakkıyla kazandığı parayla harcamalar yaptığı zaman kötüleyen de bizim taraftarlarımız. Biraz daha sabırlı olmamız gerekiyor. Toprağa ektiğiniz fidan ertesi gün ağaç olmuyorsa, bu fidanlara da biraz sabır göstermemiz gerekiyor.

Fakat bu gösterilmesi gereken sabırda da yine ana görev yönetime düşüyor. Ben gençlere yatırım yapıyorum deyip 23-24 kişilik kadronun 10’unu bir anda gençlerden oluşturup sezona girmek akıl karı değil. Geride kalan sezonda o mevkide harika oynayan bir oyuncunuzu gönderdikten sonra oraya birden 18-19-20 yaşlarında çocukları koyup hadi oğlum oyna deyince gelecek şey değil başarı. Avrupa’da çok önemli istisnalar dışında yetişen genç oyuncularda önce o çocuğun atmosfere alışması amaçlanır, iyi futbol vermesi değil. Son 10-15 dakika oyuna almalar, yavaştan kupa maçlarında ilk 11’e monte etmeler, ilk 11’de düzenli rotasyon oyuncusu yapmalar ve zirve; as takım oyuncusu yapma. Şunu uyguladığımız son yıllardaki oyuncular kimler peki?
Ozan Kabak, Abdülkadir Ömür, Cengiz Ünder. Farkında mısınız biz bu isimleri tam olarak bu şekilde geliştirdik. Şimdi üçü de Avrupa piyasasında tanınan futbolcularımız.

3- Yanlış Transfer Politikaları

Bu başlığın altında aklınıza sadece alınan oyuncular gelmesin. Transfer futbolun içiyle bütünleşmiş bir politika. Çok sevdiğimiz bir oyuncuyu tabii ki hepimiz uzun yıllar sevdiğimiz renklerin forması altında görmek isteriz. Fakat bazen olaya çok duygusal yaklaşmamamız gerekiyor. Bir oyuncuyu almak transfere dahil iken satmak da transfere dahil. Yöneticiler plan ve programı genellikle almak üzerine yaptığı için ülkemizde özellikle satma ve yolları ayırma konusunda sınıfta kalıyorlar.

Bu konuyu biraz açalım. Transfer sadece 3’e aldığınız oyuncuyu 5’e satmakla bitmiyor, sattım deyince de başarı tam anlamıyla sağlanmıyor. Çünkü Avrupa zaten transfere üçe alıp beşe satmak olarak bakmıyor. Ben bu oyuncudan maksimum ne kadar verim alabilirim diye bakıyor olaya. Bu yüzden pek çok Avrupa ülkesinde sözleşmeye bir serbest kalma bedeli yerleştiriliyor. Bu durum tamamıyla kulüplerin öngörü seviyesini üst sınıfa çıkartıyor. Kulüp bir oyuncuyu alırken zaten ben bundan kar edebilmeliyim diye transfer etmeli. Buradaki kar sadece satıştan kar değil. Oyuncunun size vereceği performans, forma satışlarından ve etkinliklerden elde edeceğiniz marka geliri ve finansal gelir, hatta oyuncuya ödeyeceğiniz maaş bile aslında bir kar işi.

Ülkemizde çok sık rastlanan durumlardan birisi bu maaş konusu. 4 yıllık sözleşme yapılan bir oyuncunun sözleşme yenileme veya kulüpten ayrılma süreçlerine hep son sene karar veriliyor. Neden? “Çünkü bizde transfer bitmez”. Avrupa’da bir oyuncuya 4 yıllık sözleşme yapılıyorsa 2. yılında o transfer değerlendirmeye alınır. Ben bu adamdan ne kadar verim aldım, ne kadar daha alabilirim? Beklediğimin altında ise bu verim ben bu adamı kaça satabilirim şimdiden bakayım der kulüp. Verim beklediğinin üstündeyse sözleşmesini uzatmak ister kulüp. Niye peki? Özellikle son yıllarda ülkemizde çokça gördüğümüz gibi. Sözleşmesinin son yılı gelmiş futbolcuya sözleşme uzatalım mı diye teklif götürürken oyuncu seni kapıda bekletmesin diye. Sen o kapıyı aşındırırken sonraki sezon bir bakmışsın oyuncu elden uçmuş gitmiş. Ne bonservis elde etmişsin, ne taraftarını memnun etmişsin. Hem de çok önemli bir kilit oyuncunu kaybetmişsin.

“Yıldız Oyuncu” Transferi

Transfer konusunun altına özellikle ayrı bir başlık açmak istedim. Özellikle son yıllarda sanki harika başarılara imza atmışız, harika paralar kazanmışız gibi veya yayın gelirinden şundan bundan yüksek potansiyelimiz varmış gibi bütün taraftarlarda bir yıldız transfer isteği görüyoruz. Yönetim kısmında belirttiğimiz hatalardan dolayı özellikle ligimizde rekabet çok yüksek iken bir kulüp transfer yaptı mı hemen biz niye yapmıyoruz moduna giren taraftarlar görüyoruz. Bu durum hem bizi yıldız oyuncu yaratma potansiyelinden, hemde yıldız olma potansiyelli gençleri keşfetmekten uzaklaştırıyor. Tabii ki her kulüp ister harika isimler alalım, tüm Avrupa hatta Dünya bizi konuşsun. Ama biz böyle olmaya devam ettikçe onların bize karşı bakış açısı “Türkiye; Katar, Arabistan, BAE liglerinin Avrupa versiyonu, para arayan yaşı geçmişler oraya gitsin” olmaya devam edecek.

4- Tesisleş(eme)me

Bilmiyorum sizinde dikkatinizi çekiyor mu bu konu? Evet son yıllarda ülkemizde hemen hemen her şehirde çok güzel stadyumlar yapıldı. Gerçekten bu stadyumlarda mücadele etmek hem futbolcu bazında hem taraftar bazında seyir zevkini çok yükseltiyor. Fakat burayı gerçekten merak ediyorum. O harika dizaynlar ile ödüller alan stadyumlarımız neden bir sezon sonra maç yapılmaz hale geliyor. Neden Süper Lig takımları bile patates tarlası gibi sahalarda maç yapar oluyor. Yayın gelirlerimiz düşüyor diye söyleniyor bütün takımlarımız. Ülkemizdeki futbol aşıklarını geçiyorum. Tek gözünü alsan akşam ki derbiyi tek gözümle izlerim, iki gözünü alsan kulağımla dinlerim der yine bir şekilde o maça döner. Ama Avrupa’daki futbolseverler niye o maçı izlesin, Dünya neden bizi seyretsin. Avrupa’dan gelen futbolcu niye öyle bir zeminde maç oynamaya, neden öyle tesislerde antrenman yapmaya gelsin.

Bugün İngiltere’nin alt liglerindeki takımların maçlarını izlerken bile içi gidiyor insanların o zemini gördükçe. Bu konuda kulüpler zorlanıyorsa devlet bazlı bir destek konuşulabilir. Sadece kulüp bazında değil hem taraftar hem de gelecek oyuncular ve teknik heyetler bazında bize eksi değil artı sağlar bu konu.

5- Futbol Endüstrisi

Futbol artık yavaş yavaş sadece futbol olmaktan uzak noktalara gitmeye başladı. Bugün pek çok Dünya kulübü gelirlerini sadece saha içerisinden, kazandığı maçlardan, ürün satışlarından kazanmıyor. Bizim futbolumuzun da yavaş yavaş bu konuya eğildiğini görebiliyoruz. Fakat bu konuyu biraz daha ulusal bir harekete çevirmemiz gerekiyor. Özellikle korona dönemi zaten ekonomik yönden kötü olan takımlarımızı iyice dar boğaza soktu. Kulüplerimiz kendilerine yeni gelir kapıları aramaya başladı ve bu gayet normal olan bir şey. Avrupa’da pek çok kulüp bunu zaten uzun yıllardır yapıyordu.

Galatasaray ve Trabzonspor’un taraftar tokeni uygulaması “Socios” ile anlaşmaları, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın hem “MatchWornShirt” üzerinden hem kendi platformlarından maçlarda giyilen formaları açık arttırmaya sunmaları. Beşiktaş’ın ve Fenerbahçe’nin kulüp ve taraftarı birleştirme temelli yardım kampanyaları, Galatasaray’ın üyelik bazlı mobil uygulamaya geçişi, youtube kanallarının aktif kullanımı bunların en güzel örneklerinden bir kaçı. Bu işten gelecek gelirin küçüğü büyüğü yok. O katkı kulübe ekstra para olarak gelecek. Bu konuya ulusal bazda tüm kulüplerimizin dahil olması onların yararına olacaktır. Bu konuda federasyonunda böyle çözümler bulması ligimizinde kalitesini arttıracaktır.

Socios’un anlaşmalı olduğu Dünya Kulüpleri

6- Taraftarlar

Ülkemizde en çok cefayı çekenler belkide onlar. Yeri geliyor takımına kaç haftadır çok kızgın olsa da yine de o maça gidip kulübüne destek oluyor, bazen beğenmese bile bir şekilde yeni sezon formasını gidip satın alıyor. Özellikle son yıllarda büyük kulüplerimizin yaptığı yardım kampanyalarına inanılmaz destekler verip inanılmaz tablolar ortaya çıkartıyor taraftarlar. Peki hak ettiklerini alıyorlar mı? Bırakın hak ettiklerini almayı egolarından boğulmuş yöneticilerin onları ezmesini, görmemezlikten gelmesini alıyorlar karşılık olarak. O taraftarlar için o kulüp için oraya gelmiş başkanların ve yöneticilerin normal görevlerinden “sadece birisi” olan eksik bölgelere transferleri bile hep transferin son gününe kadar beklemek zorunda kalıyorlar. Her sene geçiştiriliyorlar. Türkiye müthiş futbol potansiyelli bir ülke. Müthiş taraftar kitlesine sahip bir ülke. Belki bunun biraz daha farkına varmalıyız. Bu başlıkta soruna sebep olan konulardan birine değil, sorunu çözebilecek ana konuya yer vermek istedik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir